MUTLULUK DERS OLDU

Mutluluk üniversitede ders oldu. Galatasaray Üniversitesi, MBA programına ‘İşyerinde Mutluluğun Temelleri’ dersini ekledi. Ders, mutluluğun nörobilimsel temelleri ile başlayacak, ardından bilinçli farkındalık, meditasyon, koçluk gibi yaklaşımların işyerinde mutluluğa olan etkisi incelenecek. Galatasaray Üniversitesi İşletme Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Türker Baş, dersin önümüzdeki yıl da lisans programına alınacağını söylüyor.

*17 Şubat 2019 tarihli Hürriyet gazetesinin İK ekinde yayınlanmıştır. 

.İşyerinde Mutluluk” bu yıl ilk defa ders oluyor doğru mu? Bu dersi kimler hangi bölüm öğrencileri alacak? Ne zaman başlayacak?

Evet Mutluluk ilk defa ders oluyor. Bu yıl MBA programında dahil ettik. Önümüzdeki yıl Lisans programına da aktaracağız ve üniversitedeki tüm öğrenciler bu dersi alabilecekler. 

Dersi kaç öğrenci alacak? Bu öğrenciler hangi bölümlerden?

Galatasaray Üniversitesi’nin MBA programlarıda derlerin etkin işlenebilmesi için sayıyı 18 ile sınırlı tutuyoruz. İşyerinde Mutluluk dersinin kontenjanı ders açılır açılmaz doldu. Yoğun talep nedeniyle Galatasaray Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi üzerinden konu ile ilgili uzun dönemli kurslar düzenlemeye karar verdik. Bu şekilde MBA programımızda olmayan profesyoneller de bu dersi alabilecekler. 

İşyerinde mutluluk dersi vermeye nasıl karar verdiniz?

Mutluluk iş dünyasının yanı sıra bireylerin de en fazla ihtiyaç duyduğu kavram. Aslında yaptığımız her faaliyet, attığımız her adımın nihai amacı mutlu olmak. Bunun için “Belki bu güne kadar niçin ders olmadı?” diye sorulabilir. Çünkü konu hakkında yeterli bilgiye sahip değildik. Ancak özellikle nörobilimdeki gelişmeler ve oluşan bilgi birikimi bize bu imkanı sağladı. 

Dersin içeriği hakkında detaylı bilgi verir misiniz? Derse kimler girecek, neler anlatacaksınız?

Ders “Mutluluğun nörobilimsel temelleri” ile başlıyor. Bu çerçevede; Mutluluğun beynimizdeki kimyasal karşılıkları neler? Beynimizin içinde neler olup bitiyor? Mutlu beyinleri mutsuz beyinlerden ayıran temel özellikler neler? gibi sorulara cevap arayacağız. Mutlulukla ilgili yapılmış araştırma sonuçlarının Türk şirketlerinde uygulanabilirliğini tartışacağız. 

Ardından Bilinçli Farkındalık, Meditasyon, Koçluk gibi yaklaşımların işyerinde mutluluğa olan etkisini inceleyeceğiz. Tabii dersimizde çok sayıda şirket yöneticisi, girişimci, akademisyen konuşmacılarımız olacak. Dışarıdan imrenilecek yaşantıya sahip olan bu kişiler mutluluklarının yanı sıra hayal kırıklıklarını da öğrencilerle paylaşacaklar. 

Dersin en büyük amacı nedir?

Son dönemde yapılan araştırmalar mutluluğun bir duygudan öte bir karar olduğunu ve bu karar alındıktan sonra atılacak adımların öğrenilebilir ve öğretilebilir olduğunu ortaya koyuyor. Buna bağlı olarak dersin amacını: Öğrencilere mutlu olmayı ve mutluluk dağıtmayı öğretmek olarak belirledik. Yani ders sonunda öğrencilerin mutluluğuna katkı sağlamanın ötesinde onları Mutluluk Elçisi haline getirmeyi hedefliyoruz.

Çalışanları en çok ne mutsuz eder?

Aslında yalnız çalışanların değil, hepimizin mutluluk ile arasındaki en büyük engel endişelerimiz ve korkularımızdır. İş dünyasındaki profesyoneller, işsiz kalmak, başaramamak, terfi edememek, küçük düşmek, dışlanmak gibi sayısız endişeyi üzerlerinde taşıyorlar. Bu durum onları yıpratıyor, psikolojilerini bozuyor. Tüm bu endişelerin kaynağı ise işyerlerindeki güven eksikliği… Pek çok şirkette kariyer hedefleri ve performans sistemleri çalışanları birbirinin rakibi haline getirmiş durumda. Tabii insanlar oyunu her zaman kurallarına göre oynamıyorlar. Yani rekabet, çabanın yanında, politik oyunları ve dedikoduyu da beraberinde getiriyor. Bunun sonucunda güven yok oluyor. İnsanlar attıkları adımın yanlış anlaşılacağı, farklı yorumlanacağı endişesiyle hareket etmeye başlıyorlar ve bir türlü mutlu olamıyorlar.

Maalesef bu tür işletmelerin sayısı hiç de az değil. 21 yıllık danışmanlık tecrübeme bağlı olarak Türkiye’deki şirketlerin en az %80’inde güven kültürünün yerleşmediğini söyleyebilirim. Böyle olunca insanlara ne kadar yüksek ücret ödeseniz, ne kadar iyi yan haklar verseniz de onları mutlu etmeniz mümkün olmuyor. Aksine sahip oldukları şeyler arttıkça, onları kaybetme endişeleri de artıyor. Dolayısıyla güven kültürünün olmadığı şirketlerde ekstradan verilecek her şeyin insanların endişe ve streslerini arttırarak onları daha mutsuz edeceğinden emin olabilirsiniz.

Çalışanları ne mutlu eder?

İşyerinde çalışanların temel mutluluk kaynaklarını üç başlık altında toplayabiliriz. GÜVEN, BAŞARI, GURUR. Artık tartışmasız bir şekilde biliyoruz ki güvenin olmadığı ortamlarda insanlar başarının bile keyfini yaşayamıyorlar. Bir Genel Müdür Yardımcısı bana meslek hayatındaki en stresli anın terfi ettiği gün olduğunu söylemişti. Hemen aklına, “Şimdi benim ayağımı kaydırmaya çalışırlar, ne yapmalıyım? Nasıl önlem almalıyım?” gibi sorular gelmeye başlamış. Bu örnek bize güvenin yokluğunda en mutlu anların bile nasıl kabusa dönüşebileceğini gösteriyor. 

Ayrıca insanların birbirinin rakip olarak gördükleri şirketlerde samimi takdir de bulmazsınız. İnsanlar birbirlerini sahte tebessümler, yapmacık gülümsemelerle kutlarlar. Bu da karşı tarafta mutluluk değil sadece kızgınlık yaratır. Düşünün bir başarı elde etmişsiniz ve etrafınız sizi çekemeyen, ayağınızı kaydırmak isteyen insanlarla dolu. Ne hissedersiniz?

Çalışanlarda güven yaratmanın reçetesi ise son derece basit: 1. Verilen sözleri tutmak 2. Onlarla yoğun etkileşim içerisinde bulunmak. Ancak maalesef yöneticiler belki sesli düşündüklerinden sık sık tutmayacakları vaatlerde bulunuyorlar. Ayrıca belki yoğunluk nedeniyle çalışanlara yeterli zaman ayıramıyorlar. Resmi iletişim azaldığında ise, gayri resmi iletişim kanalları devreye giriyor ve güven kültürünün yerini, dedikodu kültürü alıyor. Bunun için önce güven diyorum. 

Tabii sadece güven kültürü ile işyerinde mutluluğu sağlayacağımızı düşünmek son derece iyimser bir yaklaşım olur. Bunun dışında insanlar yaptıkları işte başarıyı hissedebilmeli, başarının keyfini yaşayabilmeliler. Bunu da ancak yapılan işlerin güçlük derecesi ile insanların potansiyellerini dengeleyerek başarabiliriz. Yani insanlar yaptıkları işte tüm potansiyellerini kullanabilmeliler. Biz bu durumu flow/akış anı olarak adlandırıyoruz. Akış anında, işin zorluğu ile çalışanların potansiyelleri birbirini karşıladığı için yapılan işten duyulan mutluluk en üst düzeye çıkıyor. İşin zorluğunun potansiyeli aştığı durumlarda stres, tam tersi anlarda ise sıkıntı, bıkkınlık söz konusu oluyor. Benim gözlemlerim göre Türkiye’de çalışanların ortalama %70’i potansiyellerinin çok altında işler yaptıklarını düşünüyorlar ve işlerini küçümsüyorlar. Bu da onların işlerini tamaladıklarında başarı hissi duymalarını önlüyor. Kısacası yaptıkları iş onları mutlu etmiyor. 

İşteki üçüncü ve belki de en yüksek mutluluk potansiyeline sahip kaynağımız ise gurur. Burada tanıma, takdir, ödül sistemleri devreye giriyor. Ancak gerçek başarıyı, içten ve doğru bir şekilde ödüllendirmek hiç de kolay bir iş değil. Burada yapılabilecek küçük hatalar adalet hissini zedeleyerek güvenin yok olmasına neden olabilir. İşte burada İnsan Kaynaklarına ciddi iş düşüyor. 

Bu konuda işverenlere, İK’cılara ve çalışanlara tavsiyeleriniz var mı?

Son dönemde işverenler çalışanlara ciddi yatırım yapmaya başladılar. İK Yöneticileri samimi bir çaba içerisindeler. Doğru adımlar da atıyorlar. Ancak bu adımların sırası yanlış. O yüzden sonuç alamıyorlar. Pek çok proje yarım kalıyor. 

Peki hata nerede? Şirketler önce sistemleri kurmaya çalışıyorlar. Ancak güven kültürünün yerleşmediği ortamlarda bu sistemler ne kadar mükemmel tasarlanırsa tasarlansınlar maalesef çalışmıyorlar. Ayrıca güvenin yokluğunda bunları hayata geçirmek de ayrı bir problem. Örneğin yeni bir performans sistemi güven kültürünün hakim olduğu organizasyonlarda 1-2 ay içinde uygulamaya geçerken, güvenin zayıf olduğu organizasyonlarda benzer süreç bir kaç yıl, belki daha fazla sürüyor. 

Bunun için işe önce güven kültürünün tesisiyle başlanmalı ancak bu gerçekleştikten sonra diğer yapısal değişikliklere geçilmesi gerektiğini söyleyebilirim. 

Sizin hakkınızda bilgi alabilir miyiz? İşyerinde mutluluk konusu nasıl ilgi alanınıza girdi? Joy.ology kitabınız kaç sattı?

Kitap bugüne kadar 20 binin üzerinde sattı. Ayrıca Kindle Unlimited’de en çok okunan iş kitapları arasına girdi. Şu sıralar en güzel satışlar Rusya’dan geliyor. Ancak asıl patlamayı kitabın Çince’si yayına girdikten sonra olacağını tahmin ediyorum. 

YENİ FİKİR

Prof.Dr.Türker Baş tüm kariyerini başarılı şirket ve uygulamaları incelemeye adamış bir araştırmacı, akademisyen ve danışmandır. Her yıl yüzün üzerinde şirketle çalışmakta ve bu şirketlerin uygulamalarını mercek altına almaktadır. Prof.Baş’ın görüşleri bu nedenle ulusal medyada geniş yer bulmakta ve gündem yaratmaktadır.