Saatlerce beklemekten yorgun düşmüştü İpek. Sabahtan bu yana yaşadığı sıkıntı ve stres sanki ömründen on yıl götürmüştü. O asil, havalı görüntüsünden eser kalmamıştı. Herkesi kendine hayran bırakan yeşil gözlerinin feri sönmüş gibiydi. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, şimdi de kalbi yerinden çıkacak gibi atmaya başlamıştı.

“Ne var?” dedi kendi kendine “Heyecanlanacak bir şey yok!”

Daha önce de pek çok iş görüşmesine gitmişti. Ancak bu seferki farklıydı, bu işi çok istiyordu. Bir de bugün aksilikler yakasını bırakmamıştı. Acaba heyecanı ondan mıydı? “Zerrin” diye iç geçirdi. “Sebep Zerrin”. 

Niçin bahsetmişti ona bu işten? “Gevezeliğine doyma İpek!”. O da hiç boyuna posuna bakmadan ben de şansımı bir deneyeyim diyerek baş vurmuştu. Yabancı dil notu yüksekti yüksek olmasına ama tek kelime İngilizce konuşamazdı, tecrübesizdi, hem erkek gibi kızdı Zerrin. Nasıl olacak da koskoca genel müdürün asistanlığı yapacaktı? Yakışmazdı bir kere. Aslında nasıl olmuştu da onu da çağırmışlardı görüşmeye? Yoksa özgeçmişleri hiç okumamışlar mıydı? “Yok yok olmaz öyle şey mutlaka okumuşlardır” diye söylenirken bir anda sabah yaşananlar gözünün önüne geldi ve siniri bir kat daha arttı.

“Ah İpek, sen Zerrin’in lafı ile kıyafet değiştirecek kız mısın?” “Nasıl çıkardın o güzelim bluzu üzerinden, nasıl giydin bu iç karartıcı saçmalığı?”

Eğer İK tarafındaysanız, adayları performansları temelinde değerlendirmekten aciz olan “İnsan Sarraflarından” kurtulun. Yoksa şirketiniz iş yapan değil, laf üreten insanlarla dolar. Eğer diğer taraftaysanız, “İnsan Sarraflarının” egolarını avantaja çevirmeyi öğrenin. Yoksa meydan düzenbazlara kalır.Türker Baş

Bir de bu nedenle sıralarını kaçırmış, sona kalmışlardı. Normalde tüm randevulara zamanında gelirdi İpek. Üstüne üstlük makyaj takımlarını da ilk giydiği kıyafetin çantasında unutmuştu. Ama asıl sorun metrobüsteki kalabalıkta kaçan çorabıydı. Ne düşüneceklerdi şimdi onun hakkında? Aslında kaçık, bacağının iç tarafında kalıyor pek dikkat çekmiyordu. “Of! Ya görürlerse?” diye iç geçirdi. Zaten makyajını da tazeleyememişti.

Bir anda ayağa fırladı. Bu olumsuz düşüncelerden sıyrılmak istercesine kafasını hızla sağa sola salladı, gözlerini sonuna kadar açmak için zorladı. “Niçin bu haldesin İpek?” diye sordu kendi kendine. “Neden kontrolü bir türlü ele alamıyorsun? Yoksa çorabındaki küçük kaçık kendine olan güvenini mi yok etti? Olmaz, beni bir iki küçük ayrıntı ile yargılayacak ona göre karar verecek bir şirket değil burası. Yoksa öyle mi?” derken Zerrin’in salondan ok gibi çıkışı ile irkildi.

Daha Zerrin’e ne oldu diye soramadan. “Manyak kadın, katil edecekti beni!” dedi Zerrin. Sersemleşti. Ne söyleyeceğini bilemedi. Kendini bir an rüya aleminde gibi hissetti. Gerçek olamazdı tüm bunlar.

Henüz kendini toparlayamadan kapı tekrar ama bu sefer yavaşça açıldı. Ardından genç asistanın parlak gülümseyen yüzü göründü. “İpek Salman?”, “Buyurun”. Bu sıcak dostça davet onu biraz rahatlattı. Fakat kapıya yaklaştıkça içi buruldu. Midesinde kütle gibi bir ağırlık hissetti. Yalnız ayakları değil tüm vücudu titremeye başlamıştı.

İçeri girdiğinde ikisi kadın, üç kişilik görüşme heyeti önlerindeki notları düzenlemekle meşguldüler. Kadınlardan yaşlı ve son derece bakımlı olan hemen dikkatini çekti. İçinden “Zerrin’in kavga ettiği kadın herhalde” diye düşünürken, kadının bacaklarına yönelttiği ani bakış, kaçan çorabını aklına getirdi. Ani bir hamleyle hafif yan dönerek kaçığı saklamaya çalıştı. Fakat belli ki geç kalmıştı. Kadının yüzünde beliren küçümseyici gülümseme, İpek’e adeta “Ben senin gibileri bir bakışta tanırım, beni kandıramazsın!” diye haykırıyordu.

İpek bu karmaşık duygular içinde yavaşça sandalyeye oturdu. Her ne kadar gülümsemeye çalışsa da tedirginliğinin dışarıdan hissedildiğinin farkındaydı. Bir an ortada oturan ve komisyon başkanı olduğunu düşündüğü şişman adamla göz göze geldi. Ondan kendisini sakinleştirecek, ortamdaki gerginliği dağıtacak bir şeyler söylemesini bekledi. Fakat olmadı. Adam umursamaz bir tonda “Söyle” dedi. “Sence iş görüşmesine bile zamanında gelemeyen biri genel müdür asistanı olabilir mi?”

İpek daha kendini ifade etme fırsatı bulamadan ipinin çekildiğini hissetti. Üzerindeki tedirginlik bir anda öfkeye dönüştü. Adama “Sen kimsin ya” diye bağırmak istedi. Fakat yapamadı. Çünkü bu işe ihtiyacı vardı ve kabul edilme olasılığı küçük de olsa bunu değerlendirmek istiyordu. Anlatmaya başladı. Mazeretler, özürler ağzından döküldükçe kendisini daha değersiz, daha çaresiz hissetmeye başladı. Adeta bir bataklığa düşmüş gibiydi. Çırpındıkça batıyordu. Hiç değilse sağdaki, daha genç olan kadının ona el uzatmasını, onu bu çaresiz durumdan kurtarmasını umut etti. Fakat olmadı. Umut bağladığı kadın ona soru sorma gereği dahi duymadı. Sonrasında şişman adam “Tamam” dedi. “Arkadaşlarımız size bu hafta içinde geri dönüş yaparlar”

İpek kapıdan çıkarken kendi kendine “Bu kadar basit olmamalı” diyordu.

Fakat maalesef bu kadar basit.

Benzer sahneleri defalarca yaşadım. Yalnız işe alımları değil. Yüksek lisans, doktora mülakatlarını dahi aynı mantıkla gerçekleştiriyoruz. Yani problem iş dünyasına özgü değil. Görüşmeci koltuğuna oturan kişi bir anda ilahi yeteneklerle donatıldığı ve karşısındakini bir bakışta tanıyacağı hissine kapılıyor.

Sorun:
İşi bilenler değil, kendini “pazarlayabilenler”, iyi rol yapabilenler başarılı oluyor. Fakat bu kişiler işe girdikten sonra da rollerini sürdürüyor, mesela işlerini seviyormuş gibi davranıyor, çalışıyormuş gibi yapıyorlar.

Çözüm:
Eğer İK tarafındaysanız, adayları performansları temelinde değerlendirmekten aciz olan “İnsan Sarraflarından” kurtulun. Yoksa şirketiniz iş yapan değil, laf üreten insanlarla dolar.

Eğer diğer taraftaysanız, “İnsan Sarraflarının” egolarını avantaja çevirmeyi öğrenin. Yoksa meydan düzenbazlara kalır.

Yorumlar
  • akgül GÖKÇE
    Cevapla

    o zaman iyi oyunlar herkese…iyi oynayan kazansın…çok donanımlı başarılı insanların ta çocukluktan kırılan öz güven duygularının yıkımıdır belki ne başarıyı gösterebiliyorlar ne de başarının keyfini sürebilsinler…

Yorum Bırakın

Ne düsünüyorsunuz ?

Kim siniz ?

Teşekkürler. Sizi en kısa zamanda bilgilendireceğiz.
Teşekkürler. Sizi en kısa zamanda bilgilendireceğiz.
Teşekkürler. Sizi en kısa zamanda bilgilendireceğiz.
TÜRKER BAŞ BÜLTEN
Gelişmelerden zamanında haberdar olun!
Bilgileriniz hiçbir şekilde üçüncü kişilerle paylaşılmayacaktır.