İşgücü piyasasındaki karmaşa AB’nin tekrar cazibe kazanmasını zorlaştırıyor.

1995 yılında Gümrük Birliği Anlaşması’nın imzalandığı günü hatırlıyorum. Türkiye bu tarihi anı, öğle saatlerinde başlayan havai fişek gösterileriyle kutlamıştı. Takip eden dönemde Avrupa Birliğinin, Türkiye’ye karşı izlediği olumsuz politikalara, küçük düşürücü söylemlere rağmen, bu umut ve heyecan hiç azalmadan yaklaşık on yıl sürdü. Bugün ise, çok farklı bir tablo söz konusu. Türkiye İstatistik Kurumunun gerçekleştirdiği araştırma sonuçları, Türkiye’nin AB’ye üyeliğini destekleyenlerin oranının 2004’te yüzde 70,2 iken, 2012’de yüzde 45,4’e gerilediğini gösteriyor. Üyeliğe karşı olanların oranı ise, 2004’te yüzde 16,2’yle sınırlı kalırken, 2012’de yüzde 31’e ulaşmış durumda.

AB’nin kamuoyunun gündeminden düşmesinin pek çok nedeni var. Fakat konuya İnsan Kaynakları cephesinden baktığımda, Avrupa ülkelerinin Türkiye’deki yaklaşık 3 milyon işsiz için umut olma özelliğini büyük ölçüde yitirdiğini görüyorum. Bunda 2008 Ekonomik Krizi sonrasında başta İspanya ve Yunanistan olmak üzere yüzde 25’lere ulaşan işsizlik oranlarının etkisi büyük. Fakat asıl sorun, gelişmiş Avrupa ülkelerinin istihdam yapısı ve ücret düzeylerinde yaşanan değişim.

Konu ile ilgili teorik bir çerçeve çizmek gerekirse; istihdam piyasalarında ücretlerin, diğer piyasalarda olduğu gibi arz ve talep tarafından belirlendiğini söyleyebiliriz. Buna göre işgücü arzı düşük (iş arayanların sayısı az) ise, ücretler artar. Tam tersi bir durumda, yani işgücü arzının yüksek olduğu dönemlerde ücretler düşer. Dolayısıyla istihdam yapısındaki değişimi anlayabilmek için öncelikle arz ve talep dengesini etkileyen faktörleri incelememiz gerekiyor.

Söz konusu faktörleri “teknolojik gelişmeler” ve “küreselleşme” başlıkları altında toplamak mümkün.

Eğer Türkiye’deki genç nüfus kendini geliştirebilirse, daralan AB istihdam pazarında dahi kendine yer bulabilir.

Son 20 yılda teknolojik gelişmeler, imalat sektöründeki pek çok işin robotlar tarafından yapılmasına imkan sağladı. Sadece bu değişim, Avrupa’da milyonlarca işin yok olmasına neden oldu. Nitelikli imalat işçisi olarak sınıflandırılan ve bunun karşılığında ortalamanın üzerinde ücret alan insanlar, bir anda vasıfsız çalışana dönüştüler. İmalat sektöründeki çalışanların diğer sektörlere kayması ciddi bir arz fazlası yaratarak ücretleri aşağıya çekti.

Bunun dışında ticaretin küreselleşmesi, vasıfsız çalışanlar tarafından üretilen pek çok ürünün daha ucuz fiyatlarla ithal edilmesine yol açtı. Söz konusu ürünlerin AB ülkelerinde üretimi azaldı ya da tamamen durdu.

Ayrıca vasıfsız çalışanlar için umut kaynağı olan pek çok fabrika, başta Çin ve eski Sovyet Cumhuriyetleri olmak üzere işgücünün daha ucuz ülkelere kaydı. Kalanlar, rekabet edebilmek için istihdam şartlarının yeniden düzenlenmesinin gerekliliği konusunda hükümetleri ikna ettiler. Son 10 yılda yapılan yasal düzenlemeler, AB ülkelerinde çalışan haklarını azaltırken, işten çıkarmaları kolaylaştırdı.

Reel sektörde yaşanan küçülme, üretim hattındaki vasıfsız işçilerin yanı sıra, söz konusu fabrikalarda görev yapan mühendis, yönetici gibi konumlardaki yüksek nitelikli beyaz yaka çalışanların da işsiz kalmasına yol açtı.
Dinamik ekonomilerde bazı işlerin yok olması ve yenilerinin yaratılması normal olarak örülebilir. Fakat şimdi durum oldukça farklı. İmalat sektöründen çıkan Avrupalı zenginler, varlıklarını istihdam yaratacak yatırımlar yerine, uluslararası finans piyasalarında değerlendirmeyi tercih ettiler.

Kısacası pasta büyümediği gibi, Avrupa’daki orta ve alt gelir grubunun pastadan aldığı pay giderek azaldı.

İnsanlar gelirlerindeki azalma nedeniyle düşen yaşam standartlarını kolay kredilerle borçlanarak kapatmaya çalıştılar. Bu borçların ödenemeyeceğinin anlaşılması ekonomik krizin fitilini ateşledi. Kriz sonrasında pek çok kişi işinden oldu. Ayrıca krizin faturası her zaman olduğu gibi orta ve düşük gelir grubuna kesildi. 2008 öncesinde bozulan gelir dağılımı, kriz sonrasında endişe duyulacak boyutlara ulaştı.

Şimdi bu insanlar tekrar iş bulabilmek için çaba harcıyorlar. Pek çoğu eski işine dönemeyecek. Dönebilenler ise, çok daha düşük ücrete razı olmak durumunda kalacak.

Bunu gören pek çok Avrupalı profesyonel, rotayı gelişen ekonomilere çevirmiş durumda. İstatistikler Türkiye’deki yabancı çalışan sayısının son beş yılda yüzde 40’ın üzerinde arttığını gösteriyor. Yoğun bir ters beyin göçü yaşıyoruz.

Bu şartlarda Avrupa Birliğinin tekrar cazibe kazanmasının en azından kısa vadede güç olduğunu düşünüyorum.

Uzun vadede yaşanacak gelişmeleri ise, öngörmek güç. Fakat gelişmiş Avrupa ülkelerindeki nüfus giderek yaşlanıyor. Büyük bir bölümü 30 yaşın üzerinde olan bu insanlar, yeni işleri, yeni teknolojileri öğrenmekte ve bunlara uyum sağlamakta güçlük çekiyorlar. Eğer Türkiye’deki genç nüfus, bu açığı değerlendirecek şekilde kendini geliştirebilirse, daralan AB istihdam pazarında dahi kendine yer bulabilir. Bence bundan sonra asıl kafa yormamız gereken bu olmalı.

Yorum Bırakın

Ne düsünüyorsunuz ?

Kim siniz ?

Teşekkürler. Sizi en kısa zamanda bilgilendireceğiz.
Teşekkürler. Sizi en kısa zamanda bilgilendireceğiz.
Teşekkürler. Sizi en kısa zamanda bilgilendireceğiz.
TÜRKER BAŞ BÜLTEN
Gelişmelerden zamanında haberdar olun!
Bilgileriniz hiçbir şekilde üçüncü kişilerle paylaşılmayacaktır.