BRIC (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin) ülkeleri, küresel ekonomik krizden neredeyse sıyrık almadan kurtuldular ve talepteki düşüşe rağmen büyüme hızlarını koruyorlar. Goldman Sachs, 2004 yılında yayınladığı raporda, BRIC’in 2050 yılında G7 ülkelerinin toplamı bir ekonomiye ulaşacaklarını öngörmüştü. 2009 yılında bu öngörü, 2032 yılına çekildi. Şimdi bu güce, muazzam büyüme hızı yakalayan Güney Kore de katıldı. Artık BRICK olarak adlandırılmaya başlanan bu topluluğun, 2020’li yılların ilk yarısında G7’yi geçebileceği telaffuz ediliyor.

BRICK ekonomileri tahminlerin üzerinde bir hızla büyüyor. Çünkü bölgede yaklaşık 3 milyar insan yaşıyor ve bunların büyük bir bölümü 30 yaşın altında. Batı hızla yaşlanırken, BRICK ülkelerindeki genç nüfus önemli bir rekabet avantajı sağlıyor. Tabi hemen akla, bu nüfusun; “Eğitim düzeyinin ne olduğu?”, “Bilgi-yoğun işlerde ne ölçüde başarı sağlayabileceği?” soruları geliyor. Çünkü gelişmekte olan ülke statüsünden, gelişmiş ülke statüsüne geçebilmek için, Batı’nın taşeronluğunu bırakıp, katma değeri yüksek işlere yönelmek şart. Bu noktada, ülkenin sahip olduğu akademik birikim ve nitelikli insan kaynağı büyük önem taşıyor.

İşin doğrusu, Batı ülkeleri ve özellikle ABD bugüne kadar eğitim düzeyi yüksek, nitelikli insan kaynağı sayesinde lider konumunu korumuştu. Fakat güncel istatistikler, BRICK ülkelerinin akademik açıdan farkı kapattığını gösteriyor. Örneğin Güney Kore’de okullaşma oranı ABD ve diğer Batılı ülkeleri geçmiş durumda. OECD tarafından 65 ülkede yapılan ve 15 yaş grubu öğrencilerin, öğrendiklerini okul dışı yaşamda kullanabilme becerilerini ölçen PISA sınavı sonuçlarını incelediğimizde ise, Çin (Şangay) ve Güney Kore’nin ilk iki sırayı paylaşırken, ABD’nin 17’nci, Almanya’nın 20’nci, Fransa’nın 22’nci sırada yer aldığını görüyoruz. Türkiye ise, 41’inci sırada yer almasına rağmen, okullaşma oranı ve PISA puanları en hızlı artış gösteren OECD ülkesi olarak ön plana çıkıyor.

Son 10 yıldA Türkiye’deki lise öğrencilerinin performansı, OECD ortalamasının çok üzerinde bir artış gösterdi.

Bu veriler Çin ve Güney Kore’nin bundan yaklaşık 10 yıl sonra işgücüne katılacak insan kaynağının, Batılı rakiplerinden çok daha nitelikli olacağını göstermesi açısından büyük önem taşıyor. Türkiye ise, çıkış hızını koruması halinde 2020 yılına kadar Batı ülkeleri ile arayı kapatabilir.

Fakat asıl farkın, eğitimde fırsat eşitliği noktasında yaşandığını görüyoruz. ABD, Fransa ve Almanya gibi Batılı ülkelerde öğrencilerin PISA başarıları, öğrenim gördükleri okullara bağlı olarak büyük farklılıklar gösterirken, Güney Kore ve Çin’de tüm öğrenciler yaşadıkları yer ve öğrenim gördükleri okuldan bağımsız olarak birbirine yakın puanlar alıyorlar. Çünkü “her çocuk başarılı olabilir” bakış açısıyla kurulmuş bir eğitim sistemleri var. Ve bu eğitim sistemi nicelik ve niteliğin bir arada olabileceğini kanıtladı. Türkiye ise eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanmasında, saydığım Batılı ülkelerden çok daha iyi bir konumda. Fakat yeterli değil. Tüm liselerin Anadolu Lisesi haline getirilmesini bu yolda atılmış önemli bir adım olarak görüyorum.

Ayrıca BRICK ülkelerinin başarısı, sadece PISA puanlarındaki artış ile sınırlı değil. Bir ülkenin bilimsel birikimi gösteren akademik yayın sayılarında da dengeler hızla değişiyor. Örneğin 1973 yılında Thomson Reuters Web of Knowledge tarafından endekslenen yayınların yaklaşık üçte ikisi G7 ülkelerindeki akademisyenlere aitken, bugün G7 ülkelerinin payı % 50’nin altına düşmüş durumda. Burada BRICK ülkelerindeki akademik gelişmenin rolü oldukça yüksek. Örneğin son on yılda ABD’nin yıllık akademik yayın sayısı sadece % 30 oranında artarken, Çin’in % 400’lük bir artışla arayı kapattığını, hatta malzeme bilimleri ve mühendislik gibi kritik alanlardaki yayın sayılarında ABD’yi geçtiğini görüyoruz. Benzer eğilim Rusya dışındaki diğer BRICK ülkeleri için de geçerli.

Türkiye son 10 yılda, akademik yayın sayısı en hızlı artış gösteren OECD ülkesi oldu.

Türkiye ise, son on yılda akademik yayın sayısı en hızlı artış gösteren OECD ülkesi olarak oldukça başarı bir grafik çiziyor. 2000 yılında 5,000 olan yayın sayımız, 2011 yılında yaklaşık % 500 artarak, yıllık 25,000’e ulaştı.

Fakat patent üretiminde aynı ölçüde başarılı değiliz. BRICK ülkeleri akademik başarılarını aldıkları patentlerle teknolojik başarıya dönüştürürken, Türk bilim insanlarının fikirleri maalesef kağıt üzerinde kalıyor. Örneğin Güney Kore 2008 yılında yayınlanan 29,500 bilimsel makaleye karşılık 23,584 patent başvurusu yaparken, Türkiye’nin 18,000 makaleye karşılık yaptığı patent başvurusu sadece 85. Kısacası Türkiye, bilimde ileri, fakat teknolojide geri bir ülke olma riski ile karşı karşıya. Bu riskin aşılmasında Ar-Ge yatırımları büyük önem taşıyor.

Sonuç olarak istatistikler, dünyada dengelerin belirgin bir şekilde değiştiğini gösteriyor. Öyle ki Batı ülkelerinin, eğitim ve bilim paradigmalarını sorgulamak zorunda kaldıkları bir döneme girdik. İşin sevindirici yanı, Türkiye’nin de bu yarışın içinde olması. Geç başlamamıza rağmen hızlı ilerliyoruz. Fakat daha iyisi olabilir. Bunun için değişime yönelik paradigmalarımızdan sıyrılmalı, yapılan her şeyi eleştirmek, yok saymak yerine, işbirliği yapmaya, paylaşılan değerler yaratmaya odaklanmalıyız.

Yorum Bırakın

Ne düsünüyorsunuz ?

Kim siniz ?

Teşekkürler. Sizi en kısa zamanda bilgilendireceğiz.
Teşekkürler. Sizi en kısa zamanda bilgilendireceğiz.
Teşekkürler. Sizi en kısa zamanda bilgilendireceğiz.
TÜRKER BAŞ BÜLTEN
Gelişmelerden zamanında haberdar olun!
Bilgileriniz hiçbir şekilde üçüncü kişilerle paylaşılmayacaktır.